Kıskandığım İnsanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kıskandığım İnsanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2015 Pazartesi

Şu Dünyada En Kıskandığım İnsanlar

                         


Benden daha akıllı, daha başarılı, daha zengin veya daha güzel insanları kıskandığımı gerçekten hatırlamıyorum. Olsa olsa bazen gıpta etmiş olabilirim…….

Ama illa ki benim de kıskandığım birileri var bu hayatta. Aileleriyle aynı şehirde yaşayan, güzel, özel ve zor günlerinde bir arada olma şansını yakalamış olanlar kesinlikle “Şu Dünyada En Kıskandığım İnsanlar”…….
 




Liseden mezun olana kadar İzmit'te annem babam ve benden küçük üç kardeşimle birarada çok güzel yıllar geçirmiştik. Memleketimden ve aile ocağından ilk kez uzak bir şehirde üniversite okumak için uzaklaştım. O günlerde üniversiteye başlamanın heyecanı ve derslerin zorluğunun yanısıra annemin, babamın, kardeşlerimin, evimizin, şehrimin özlemi ve gurbette olmanın yalnızlığı ile mahzun ve ürkek olduğumu hatırlıyorum. Bazen iki  üç ayda bir, beş altı gün kalmak için İzmit'e geldiğimde, ailemle ve yakınlarımla saatlerce sohbet edip yemek yerdik ve hasret giderirdik. İzmit’te turlamak, tanıdıklara gezmeye gitmek beni çok mutlu ederdi.

Yıllar böyle geçip gitti, fakülte mezuniyeti, yine uzak bir şehirde mecburi hizmet, daha sonra Ankara yılları ve yine özlem yine gurbet. Dini bayramlarda çoluk çocuk iki şehre birden gitmek çok yorucu olduğu için ramazan bayramında benim ailemin yaşadığı şehire, kurban bayramında ise eşimin ailesinin yaşadığı şehire gittik senelerce. Yaz tatillerimizin çoğu yine bu iki şehirde geçti. Ama her zaman bir hasret duygusu oldu içimizde.


 
 
 
 
Çocuklarımızı büyütürken ailelerimiz uzakta  ve Ankara'da hiç bir akrabamız olmadığı için hiç destek alamadık, çocukların ateşleri çıktığında bile gözyaşlarımız birbirine karışarak ateş düşürücü şurup ellerinde kreşe bıraktık. Oysa babaanne veya anneanne şefkatine ne kadar ihtiyacımız vardı o günlerde.....
Sinemaya, tiyatroya, davete veya bir düğüne gitmek istediğimizde çocuklarımızı bir kaç saatliğine teklifsizce  ve gönül rahatlığıyla bırakabileceğimiz, onlara seve seve bakacak candan yakınlarımız yoktu Ankara’da. Bazı samimi arkadaşlarımıza rica minnet bıraktığımızda ise aklımız hep geride kalırdı.
Yıllar su gibi akıp geçti, ebeveynlerimiz yaşlandılar, hasta oldular, bazılarını kaybettik ve hastalandıklarında saatler sonra yanlarına giderek evlatlık  yapabildik.
Bu nedenlerle üniversiteye başladığım yıldan itibaren ailesiyle aynı şehirde yaşayanları hep kıskandım. Hem kendi ebeveyn ve kardeşlerimle hem de eşimin ebeveyn ve kardeşleriyle aynı şehirde yaşamak isterdim. Birbirimizin güzel ve zor anlarında birlikte, sevgi, destek ve güven içinde.
 
 
 
 
 

İnsanların kariyerleri arttıkça aileleriyle özlem içinde yaşıyorlar, kendilerini yalnız hissediyorlar. Çünkü anne, baba ve kardeşlerin yakınlığını, sıcaklığını, yanlış anlaşılma çekincesi olmadan bazen zamansız çat kapı başka kiminle yaşayabilir ki insan. En yakın arkadaşlar bile aynı tadın onda birini bile veremezler, başka yerleri bilemeyeceğim ama ben Ankara'da böyle yaşadım ve hissettim senelerce.

Artık çocuklarım büyüdüler ve başka şehir hatta başka bir ülkede yaşamaya başladılar. En büyük hayalim onlarla aynı şehirde yaşamak, onlara ve torunlarıma yakın olmak. Öyle dip dibe değil, birbirine özgürlük alanı bırakarak, sevgileri sömürmeden, tüketmeden, karışmadan, bunaltmadan, farklı arkadaş çevresi olan, farklı semtlerde.

Benim yine İzmit'e gitme zamanım geldi, canım annemi, kardeşlerimi, yeğenlerimi çok özledim. Ve Fethiye caddesi, demiryolu caddesi, Yenicuma Camii - bahçesi, Seka park, Outlet center, Lise caddesi, çocuk parkını.......