mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2015 Çarşamba

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi

 
 


Gezi yazısı yazmayı pek beceremem ama Ülkemizde bir ilk olan muhteşem güzellikteki Konya Tropikal Kelebek Bahçesini görüpte yazmazsam olmaz diye düşündüm…..

Uzun yıllardan sonra geçen hafta bir konferans nedeniyle birkaç günlüğüne Konya’ya gitme fırsatım oldu. Mevlana türbesi ziyareti, nde çay molası tabii ki Konya klasiği…..
Ancak görmeyeli çok değişmiş ve güzelleşmiş Konya. Sille köyünün restore edilip turizme açılması çok isabetli olmuş. Konya'da yaşayanlar ve turistler sabah kahvaltısı mekanı olarak tercih ediyorlar genellikle....

Ama en en en güzeli “Konya Tropikal Kelebek Bahçesi” ziyaretiydi. Bu çok etkileyici ve inanılmaz güzellikteki alan 4 Temmuz 2015 tarihinde açılmış……
 
 


 
 
 
Dünyanın birçok ülkesinde çeşitli konseptlerde oluşturulan tropikal bahçelerden biri en gelişmiş teknoloji ile Ülkemizde gerçekleştirildi…..
 
Şehrin içinde adeta tropik orman havası yaşatmak amacıyla yağmur ormanı benzeri iklim oluşturulan kelebek şeklindeki bu mimari harikası yapının inşasında, ultraviyole (UV) ışıklarının maksimum absorbesini sağlayan her biri farklı ebatlarda 1.730 adet özel cam ve 700 ton çelik kullanılmış……

Kelebeklerin yaşayabilmeleri için oluşturulan iklim sıcaklığının yaz kış 26  (±1) derece ve nem oranının ise %80  (±5) olması gerekiyor. Bu camlar aynı zamanda kelebeklerin yönlerini bulabilmeleri için UV ışınlarının maximum oranda geçişini sağlıyor…..

Toplamda 7.600m2 kullanım alanına sahip yapının 3.500m2 gezi alanı gezinti yolları, yapay dağ, şelale ve köprülerden oluşuyor. Bahçede 98 çeşit 20 bin adet bitki bulunuyor…….


   

 

 
 
1.600m2 kelebek uçuş alanı ile Avrupa’nın en büyük kelebek uçuş alanına sahip ve içerisinde 15 farklı türde kelebeğin uçtuğu “Konya Tropikal Kelebek Bahçesi” Konya’nın en büyük parkı olan “Kelebekler Vadisi Parkı” içinde yer alıyor…..
 
 

 
 
 

Konya Tropikal Kelebek Bahçesine adım attığınız andan itibaren tüm stresinizi atabilir, kendinizi çok mutlu hissedebilirsiniz. Çünkü ortam kadar çalışanlar da müthişler. Bize gezimiz sırasında eşlik eden Biyolog Duygu hanım başta olma üzere  tüm personel güler yüzlü, enerjik, bilgili ve ziyaretçileri iyi hissettirmek için çaba gösteriyorlar……

Her bölümde kapsamlı bilgi veriliyor, bir tırtılın kelebek olup narin narin uçma aşamasına kadar her anının mucizevi hikayesini dinledikten sonra izleyip fotoğraflarını çekebiliyorsunuz…..
 

 
 
 
 

Doğal ve güzel peyzajlı park alanında tüneyen papağanlar, sürüngenler vitrini, 550m2 alanlı Böcek Müzesi ve 800 m2’lik karma alanda ise lobi, ofisler, kafe ve alışveriş birimleri mevcut……

Ayrıca çocuklara bilim ve doğa sevgisi kazandırılması için sinema salonlarında film gösterileri var. En kısa zamanda 3D olanlarını, su ve duman püskürtülenlerini de bekliyoruz…………

 
 
 
 


Çok yıllar önce Amerika’da gördüğüm rainforest kafelerin; iklim, bitki ve hayvanlarla oluşturulan tropikal bahçelerine hayran olmuştum. Kat be kat güzellikteki “Konya Tropikal Kelebek Bahçesi” ülkem adına gurur verici bir yer gerçekten......

 

 
 
Ziyaretçilerini  büyülü atmosferiyle  bambaşka bir dünyada hissettiren  “Konya Tropikal Kelebek Bahçesi” eminim ki çok kısa sürede, tropikal bahçelerin en ünlülerinden olan Malezya’nın başkenti  Kuala Lumpur’daki “Göl Bahçeleri” (Perdana Botanical Gardens- Lake Gardens) ve Singapur Marinasında yer alan “Gardens by the Bay’a” rakip olacak….
 
 
 
 
 

Bu güzel bahçeyi herkesin gezip görmesini, başka ülkelere binlerce kilometre uçmadan hızlı trenle Konya’ya giderek tropikal iklimi ve dokuyu yaşamasını tavsiye ediyorum…..

 
 
 

5 Haziran 2015 Cuma

İnsana Dair; Yek Katre-i Hunest ve Hezar Endişe







Yüzyıllardır Aristo, Descartes, Marks, Nietzsche, Freud, Bergson, Gödel, Sartre, Hegel, Camus gibi birçok bilim insanı ve filozof, derin araştırmalar yaparak insanı tariflemeye ve yaptıklarını anlamlandırmaya çalışmışlar........

Müslüman dünyasının filozofları, Şeyh Sadi Şirazi “İnsan, İçinde Sayısız Endişe Taşıyan Bir Damla Kandır (Yek Katre-i Hunest ve Hezar Endişe)” diyerek İNSANI;

Mevlana ise "Hayvan Hayvanlığı İle, Melek Melekliği İle Kurtuldu. İnsanoğlu İse İkisi Arasında Yalpalayıp Duruyor." diyerek İNSANIN YERİNİ tarif etmiştir.....




 
 
 
 
Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennetten yeryüzüne gönderilmesinden bu yana insanoğlunun iç dünyası huzura kavuşamadı bir türlü…..... 

Cehennem korkusuna rağmen, bir türlü kontrol edemediği BEYNİNİN biyokimyasal aktivitelerinin esiri ve kurbanı olarak kendi türüne, diğer canlılara ve dünyaya zarar veren adeta yok etmeye çalışan tek canlı türü olma özelliğini ısrarla sürdürüyor…..

Aşk, sevgi, şefkat gibi KALBİ duygularla yoğurarak ürettiği sanat eserlerinin sevabı; verdiği zararı ve işlediği günahları affettirmeye ve insanoğlunu tekrar Cennet'e taşımaya yetecek mi….....


 
 
 
 

5 Mart 2015 Perşembe

Yine Bahar Geldi, Ben Yine Umutlandım, Galiba İyi Şeyler Olacak......

 
 


Güneşin ışıklarını görüyorum saçlarımda ve gökyüzünde ışıl ışıl, sıcacık......
Kış aylarının soğuk, kapalı ve kasvetli günlerinde içimde hissettiğim hüzün ve mahzunluk; güneşin bu şahane ışıklarıyla kayboluyor, uzaklaşıyor mu ne?




Yine bahar geldi, ne güzel…..
Tomurcuklar, çiçekler, yapraklar, her yer yemyeşil olacak, hava mis gibi kokacak, bizi saracak, biraz da kandıracak, yine içime umut dolacak, herşey güzel olacak.....
 


 
Tekerleme gibi oldu, ama tıpkı kar, buz ve soğuk içindeki gül dalının, meyve ağaçlarının güneşin ışıklarıyla eski hüzünlü, mahzun hallerini bırakarak, silkelenerek yenilenmesi, tekrar üretmeye başlaması gibi biz de tekrar başarabilir miyiz acaba?
Ben yine umutlandım, galiba iyi şeyler olacak, hadi hayırlısı........... 
 
 
 

24 Ocak 2015 Cumartesi

Hanımefendiliğinizi Koruma Kapasiteniz






 

Fiziksel şartlar iyi ve herkes birbirine olumlu davranırken kibar ve nezaketli olmak kolaydır. Ancaaaaaaak rutin koşullarda en küçük bir aksama olduğunda, karşı taraftan kaynaklanan bilinçli veya bilinçsiz bir olumsuzlukta
hanımefendiliğinizi koruma kapasiteniz, sūrdürebilme kriterleriniz nelerdir?
Daha açık sorayım, şirrete bağlama süreniz nedir?
Ne gibi durumlar tepenizi attırır, gözünüzü karartır, tahammül sınırlarınızı zorlar, cinlerinizi tepenize çıkarır, kanı beyninize sıçratır,  içinizdeki gizli canavarı canlandırır, delirtir,  cinnet getirtir,  öfkeden kudurtur, sizi bir cadoloza çevirebilir?
Sizi en çok ne sinirlendirir, damarınıza basmak, sizi acıtmak isteyenlere kolay fırsat verir misiniz?


Aaaa ben hiç bir şekilde, şartta hanımefendiliğimi bozmam mı dediniz. Olabilir belki. Çok sabırlı, hoşgörülü, görmüş geçirmiş, aşmış bir duruma geçmişsiniz demek ki, ne mutlu size.

 
 

Ancak ben ne kızlar, ablalar, teyzeler gördüm, aman aman.......
Örneğin trafikte başka bir araç solladığında, herhangi bir alışveriş merkezinde kasa kuyruğunda sorun olduğunda, bir restoranda serviste en küçük bir aksama olduğunda, kuaförde sıra beklerken gibi aslında çok ta önemli olmayan küçük bir aksiyonda bile cilaları kazınıp altından çıkan "ilk insan" formatına  dönenleri görünce içimden gülesim geliyor. Hani nerde eğitiminiz, hani nerde statünüz, değerleriniz, inancınız, aile terbiyeniz, kriz yönetiminiz, soğukkanlılığınız,  sabrınız vs. vs.....
 
 
 

 Ayıptır söylemesi, kendimi de yakaladığım oluyor bazen...... Herkes sakinleştikten sonra hanımefendiliğe gölge düşürmenin utancıyla neden diye sorduğumuzda incir çekirdeğini doldurmayacak kadar önemsizleşiyor her ne ise. İlle de son sözü ben söyleyeyim, kapak olsun, ezik kalmayayım ilkelliği olarak yorumluyorum bu halleri. Oysa sabırlı ve yüce gönüllü olmayı başaran kazanır, bunu bilsek bile pratikte başarmak zor galiba.
Herşey hikaye diyorum, insanın az önceki kibarlık rolleri mi gerçek,  o anda ki öfkeden gözü kararmış, nevri dönmüş halleri mi gerçek.
Bilemiyorum........
 
 
 
 

24 Ekim 2014 Cuma

Ne İnsanlar Tanıdım Aslında Hiç Yoktular, Ne İnsanlar Tanıdım Aslında Göründüklerinden Çoktular






Büyük şair Attila İlhan’ın "Böyle Bir Sevmek" şiiri;
"Gerçek değildiler birer umuttular, 
Eski bir şarkı belki bir şiir, 
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular"
mısraları beni çok etkiler, tıpkı büyük  mutasavvıf Hazreti Mevlana'nın sözleri gibi "nice insanlar gördüm üstünde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok”. Hepimizin hayatında böyle insanlar olmadı mı? Olmuştur, olmuştuuuuur…….

Ne insanlar tanımışızdır, aslında hiç yanımızda olmayan, sadece çıkarları olduğu için ustaca çalışarak güvenimizi kazanan, ve bizim var olduklarını sanıp kendimizi kandırdığımız. 

En küçük bir çıkarları olacağını sezdiklerinde, gözlerini bile kırpmadan bize en büyük kazığı atan, yaralayan, veya siz yaralıyken seyirci kalan, sevinen. İhtiyacımız olduğunda veya olabileceği ihtimalinde bile arkalarını dönüp bizi terk ettiklerini sanan zavallıları, var zannetme gafletine düşmedik mi bir çok zaman. Bu da bizim saflığımız olmadı mı bir çok kez, şaşırmaktan şoka kadar farklı evrelerde tepkiler vermedik mi? Hatırladınız değil mi, kalbiniz acıdıysa yenidir yaranız anlaşılan. İçinizden şöyle bir hafif kaşıntı hissi geldiyse eğer anlaşılan yaranızın kabukları bile düşmüştür. Nietzsche’nin dediği gibi "öldürmeyen acı güçlendirir" tıpkı ölümcül ağır bir enfeksiyöz hastalığın geçirilmesiyle kazanılan bağışıklık gibi. Aman dikkat, bundan sonra temkinli olun da, yeni asalaklar etrafınızı sarmasın sakın. Bundan böyle ipi ile kuyuya inebilecek kadar güveneceğiniz insanları seçin lütfen.
 


Reşat Nuri Güntekin'in "Acımak" romanında bahsedilen "acıma duygusu olmayan" nice insanlar var çevremizde. Hiç acımadan, gözünü kırpmadan kötülük yapabilen, gösterilmiş basit bir tepkiyi bile intikam alınması gereken kine çevirebilen. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar, empati duygusundan yoksun ve davranış bozukluğu gösteren bu insanların beyinlerinde, duygularla ve kişisel duyguları anlamayla bağlantılı “insula” adlı bölümün daha küçük olduğu  veya devre dışı kaldığını söylüyor.

Neyse, Hıncal Uluç’un köşesinde tavsiye ettiği Radi Dikici’nin “Bizans İmparatorluğu Tarihi (Şu Bizim Bizans-Byzantium 330-1453)” kitabını okuyorum bugünlerde. Henüz I.Jüstinyen döneminde 550’li yıllardayım ama sene 2014’te de geçerli pek çok benzerlikler var en yakın arkadaşların bile birbirine acımasızca tuzaklar kurduğu vs gibi. Ne imiş “tarih tekerrürden ibaret” imiş. Yazımın bu bölümünü yine Şems Tebrizi ile bitireyim “güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında, en güzel çare, dağ ile karı baş başa bırakmaktır. Gün gelip karlar eridiğinde; dağ yolunuzu gözleyince en güzel cevap, başka bir dağdan selam yollamaktır”.




 

Aslında hiç yoktular dediğimiz insanları unutalım ve aslında göründüklerinden çok olanları görelim, duyalım artık. Hep kötü insanlardan söz ederek, bugüne kadar tanıdığımız iyi kalpli güzel insanlara haksızlık etmeyelim.  Bir kaç iyi kalpli güzel insan sayesinde dünyanın bizler için yaşanabilir bir yer olduğunu  hatırlayalım ve onları ihmal etmeyelim. 
Dünya bu iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor çünkü. Bu güzel insanlar dostumuz ise kıymetini bilelim, onlarla faydalı ve huzurlu zaman geçirmek için daha uzun vakit ayıralım. Belki de, etrafımızdaki bizi kandırmaya çalışan kötü insanların bizi meşgul etmesi nedeniyle bize ulaşamayan, seslerini duyamadığımız ve o an fark edemediğimiz, ancak orada olduğunu tahmin ettiğimiz güzel insanların; seslerini duymaya, onları görmeye, ilgilenmeye ve birlikte daha çok zaman geçirmeye çalışalım lütfen. Onları sadece omuzlarında ağlayacağımız ve bizi sevgileriyle sarmalayıp yaralarımızı saracakları kötü günlerimiz için saklamayalım. İyi, mutlu, neşeli ve güzel günlerimizi de onlarla geçirelim ki, kötü günlerimiz hiç olmasın!
Tanımaktan onur ve mutluluk duyduğum bir çok güzel insan oldu hayatımda. O güzel insanlar beni derinden etkileyerek bugünkü kişiliğime çok olumlu katkılarda bulundular. Bazen arkadaşım olarak, bazen komşum olarak bazen iş yerinden mesaidaşım olarak bazen de şifa bulmaya gelen hasta olarak. Bazıları eğitimleri, zengin düşünce ve bilgileri, asil davranışları ve özgün yaşama biçimleriyle hayranlık duyduğum, örnek aldığım insan oldular. Bazılarının ise diplomalı bir tahsili yoktu ama bilge kişiydiler. Janjanlı eğitimler almış ancak aldığı bu eğitimlerden ilim irfan yönünden nasibini alamamış nice insanı cebinden çıkaran gerçek ve saygıdeğer  insanlar.



 
                                             
Tanıdığım gerçek ve saygıdeğer insanlardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. Annemin komşusu Selamet teyze. Yüce gönüllülük örneği ve nur yüzlü Selamet teyzem, genç yaşında eşini kaybetmiş ve iki küçük kızıyla yaşam savaşı vermiş bir karadeniz kadını. Sigortadan aldığı dul ve yetim aylığına ilave olarak baklava, makarna, tarhana, salça gibi yapılması çok zor ama muhteşem lezzette yiyecekleri eş, dost ve tanıdıklarına yaparak geçimine katkıda bulundu senelerce. Kızlarının hiç bir şeyini eksik bırakmadı, hem anne hem baba oldu, onları büyüttü ve gelin etti.
 
Ama bir gün bile kimselere kendini acındıracak tek cümle kurmadı. Her zaman başı dik, doğru sözlü, kimseye müdanası olmayan yani “direkt olarak Allah'a bağlı”, çok çalışkan bir hanımefendi oldu. Artık 85 yaşında ama yine alışveriş için pazara giden, artık baklava açmaya kolları yorulsa da makarna, tarhana, salça yapmaya devam eden bu eli öpülesi insana her zaman hayranlık duydum. Onun sohbeti, özellikle espri yapmak istemeden yaptığı esprileri, çevresinde yaşanan olaylarla ilgili bazen hiç birimizin aklına gelmeyen netlikte ve derinlikte yorumları ona olan saygımı ve sevgimi hep artırmıştır. Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin…..


 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Görgüsüzlüğe Gerek Yok





Oldum olası fazla gösterişten ve gösterişe meraklı olanlardan haz etmem. Bu sözlerim, sakın ola ki bakımsız, özensiz hatta pasaklı tercihleri desteklediğimi düşündürmesin. Her insan gibi güzel giyinmeyi, lezzetli yemekler yemeyi, temiz mekanlarda rahat hissetmeyi, keyifli seyahatler yapmayı ben de severim illa ki. Ancak bütün bu güzellikleri yaşarken başkasının gözüne sokmadan, üzmeden ve ezmeden olmak şartıyla. 
Yıllar yıllar önce, rahmetli babacığımın verdiği nasihat benim yaşam felsefem oldu, "Allah verdiği her şeyi bir anda senden alabilir. Dünyada sahip olduğun her şey pamuk ipliğiyle sende; güzellik, akıl, zenginlik, mal, mülk. Bu yüzden hiç bir zaman kendini üstün görmeyeceksin".

Babacığımın nasihati her zaman kulaklarımdadır, asla duymazlığa gelmedim, görgüsüzlük yapmamaya ve çevremdeki herkese empatik yaklaşmaya çalıştım. Bu nedenle olsa gerek, bir kişinin kazandığı diğerlerinin kaybettiği yarışmaları da sevemedim hiç. Kazananın çılgınca sevincinin yanında kaybedenlerin üzüntüsü ve kendini başarısız görmekten değersiz görmeye varan duyguları beni çok etkiler. Eski Roma'da yapılan gladyatör savaşlarını hatırlatır nedense......

                                *    *    *    *    *
Yıllardır farklı sosyokültürel özelliklerde pek çok kişide, sahip olduğu şartların konforunu yaşamaktan çok, bunlarla çevresindekilere karşı üstünlük kurmanın acımasız kibrinden zevk aldıklarını gözlemledim maalesef. Bu ruh halinin tezahürü, çocuklarda markalı bir top, ayakkabı veya gittiği okul iken yetişkinlerde araba, mücevher, markalı giysiler, yaptığı iş, bulunduğu makam mevki vs. olabiliyor. Baaaak bende neler neler var, sende var mı? Ben neymişim haberin var mı durumları. Bazılarına elindekini karşısındakinin gözüne sokmak yetmiyor, ilave olarak biri beş gösterme çabası oluyor. 
Neden?

Eğer birisi ezik  hissederse daha mı güçlü ve iyi hissediliyor acaba? Bu nasıl bir egodur, bu nasıl bir insanlıktır. Anlayamadım asla.....
Mevlana'nın güzel sözleri, nasıl da yol gösterici bizlere. "Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol."